’İdeolojiler çerçevesinde dünyayı kavrama çabası ister istemez bizim gerçeği değil,hayalî yani keyfî tasarımlarımızı hareket zemini olarak seçtiğimizin göstergesidir.’’
18 Haziran 2014 Çarşamba
İsmet Özel
Ağlamadan, dillerim dolaşmadan
yumruğum çözülmeden gecenin karşısında
şafaktan utanmayıp utandırmadan aşkı
üzerime yüreğimden başka muska takmadan
konuşmak istiyorum...
yumruğum çözülmeden gecenin karşısında
şafaktan utanmayıp utandırmadan aşkı
üzerime yüreğimden başka muska takmadan
konuşmak istiyorum...
Jurnal II/Cemil MERİÇ
‘’Bir uçurum gibi büyüyen sükut,hayattan,ışıktan,ümi tten kopuş…Nihayet gönlüme baharı getiren sesiniz.Kırık bir tekne,karanlık bir deniz.Ufukta siz olmasanız hayat denen bu yolculuk,bu rezil,bu pespaye,bu komik sürükleniş dayanılmaz bir çile olurdu.’’
2 Haziran 2014 Pazartesi
Franz Kafka/ Milena'ya Mektuplar
"Beni sana getirecek bir yol bulmuştum, karanlıktan
aydınlığa kavuşacaktım. Bu yolu umutla, sevinçle kazmış, kendimden de bir
şeyler katmıştım. Bir çırpıda yüreğimle açtığım bu yolu kapatmak, ağır ağır
dönmek, vazgeçmek zor geliyor biraz, elbet yüreğim sızlar"
Cemil Meriç İle Sohbetler/ Halil Açıkgöz
Türkoloji kelimesinden daha yüz kızartıcı
bir kelime yoktur. Ruslar çıkarmıştır bu kelimeyi, ölü milletler için.
Sümeroloji gibi. Bu kelime, Türk medeniyetini paranteze almak demektir. Neden
bir Frankoloji yok da Türkoloji var?
Ebuzer/ Ali Şeriati
Osman, Ebuzer'in kalbini kazanmak
için hizmetçisiyle ona iki yüz dinar gönderdi ve şunu söyledi: Ebuzer'e söyle,
bu iki yüz dinarı alıp yakınlarına versin.
Ebuzer: Osman bütün Müslümanlara
bu parayı verdi mi? Hizmetçi: Hayır!
Ebuzer: Ben de Müslümanlardan bir
ferdim. Bana ulaşan, onlara da ulaşır.
Hizmetçi: Osman dedi ki bu benim
kendi paramdır ve yemin ederim ki içine haram para karışmamıştır. Ben sana
helal paradan başka bir şey göndermiyorum.
Ebuzer: İhtiyacım yok! Ben bugün
en zengin insanlardan biriyim.
Hizmetçi: Allah iyiliğini versin.
Senin evinde bir şey göremiyorum!?
Ebuzer: Bu sepetin içinde bir
parça bayat arpa ekmeği var. Öyleyse ben bu paraları ne yapayım? Onları geri
götür!
Osman kaç kez bunu denediyse de
fayda etmedi. Bir gün yine bir hizmetçisine yüz dinar verip Ebuzer'e gönderdi.
Hizmetçiye: "Eğer Ebuzer bu
parayı alırsa sen özgürsün!"
Hizmetçi parayı getirdi, ancak
Ebuzer kabul etmedi.
Hizmetçi: Allah seni bağışlasın.
Bu parayı al. Benim özgürlüğüm senin bu parayı almandadır.
Ebuzer: Benim de köleliğim bu
parayı almaktadır.
27 Mayıs 2014 Salı
Haritada Bir Nokta/ Sait Faik Abasıyanık
‘’Söz vermiştim kendime, yazı bile yazmayacaktım. Yazı
yazmak da, bir hırstan başka ne idi? Burada namuslu insanlar arasında sakin
ölümü bekleyecektim; hırs, hiddet neme gerekti? yapamadım. Koştum tütüncüye,
kalem kağıt aldım, oturdum. Adanın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa
küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. Kalemi yonttum.
Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım. ‘’
İsmet Özel / Of Not Being A Jew
Ya Melekler Olmasaydı?
Biz insanlar “daha var” diyoruz. Doğrunun hasına, güzelin
eksiksizine, haklının şaşmazına dokunmaklığımıza daha var.
Demeden edemiyoruz.
Ama bir yandan da, geç kalmayı kendimize yediremediğimiz
için; üstelik geç kalışımızın mazeretini kabul-edilmeye değer bile olsa
kendimiz beğenmediğimiz için “ vakit yok” diyoruz.
İndirgenemezi
isteyene kadar var bir şey. Onu henüz istemiyoruz. Kendimize tanıklık etmek
için ise kaybedecek vaktimiz yok.
26 Mayıs 2014 Pazartesi
Handan / Halide Edip Adıvar
Handan’dan Hüsnü Paşa’ya
Senden hala tek kelime bile yok.Bu temadi eden
sükût bana da sükût veriyordu.Benim kıramayacağım bu zinciri senin
kopardığını,koparmak istediğini görerek ben de kaderime teslim oluyorum.Bu
akşam Refik Cemal ile uzun uzun okuduktan sonra dimağım her tarafa hakim,metin
bir kadın kudretiyle odama yatmaya çekildim.Tuvalet çekmecesini açınca senin
tek ve soğuk mektubunu gördüm.Azizem Handan,diye başlayan bu satırlar,bu kelime
çizgileri,bana hitap ederken eski günleri düşündüm.Birdenbire kavgalarımızdan,böyle
dargın günlerimizden sonra senin bana koşuşunu hatırladım.Gözlerinde,yüzünde
bir kasırga,bir nedamet ve muhabbet kasırgasıyla gelişini görür gibi oldum.Bu
soğuk ve yalnız evde bir-iki dakika durdum,dinledim.Sokakta bir araba durdu.Kalbim
şimdi kapı çalınacak,gelecek diyordu.Senin aşkın için Manş ne idi ki?Ve sonra
kollarınla,sesinle,gözlerinle beni ihata
ediyor(kuşatıyor),seviyor,seviyordun.Neredesin,söyle?Göğsümde başın koyduğun
yerden ameliyatla bir parçası kesilmiş gibi bir eksiklik,bir sızı var.
Güvercin Gerdanlığı - İbn Hazm
Aşk ruhların asıl kendi alemlerinde birleşmesidir. Hepimiz
biliyoruz ki bu fani alemde ruh bir takım örtülerle kaplı, ârazlarla sarılmış
ve yeryüzüne ait doğal içgüdülerle kuşatılmıştır. Bütün bunlar ruhun pek çok
niteliğini gizler ve yukarıda sözü edilen zor birliği sağlamaya engel olurlar.
Bu düşüncenin gerçekleşmesini, ruhun oraya uygun ve elverişli duruma gelip
hazır olduğunda ve kendisine sevilecek nesne ya da kişideki ortak özelliklerle
kendisinin gizli yanlarının ortaya çıkmasından, kendisine uyan ve benzeyen
yönlerin tanıtılmasından sonra umut edebiliriz. İşte o zaman hiç engelsiz
gerçek birliktelik sağlanmış olacaktır. İlk anda meydana gelen bütünüyle
fiziksel hayranlık ve görünenin ötesine geçemeyen dış güzelliğe kapılma gibi
bazı nedenlere gelince bunların tümü tam anlamıyla bedensel arzunun saklı
sırrıdır.
Gönül Bağları / Goethe
“Siz kadınlar bu
şekilde asla yenilgiye uğramazsınız.” Dedi. “Çünkü karşı konamayacak kadar
anlayışlı, boyun eğecek kadar hoş, üzmek istemeyecek kadar duygusalsınız, aynı
zamanda insanı ürkütecek kadar da önseziniz var.”
IŞIKLA YAZILSIN SONSUZA ADIM…
“…Sinan’ın
hacimlerinde yarattığı sessiz şiirin dizelerinde arıyorum, kuracağım
yenidünyanın sütunlarını. Yapıtlarında zamanı durdurur Sinan. Anı yoktur o
mekânlarda. Zamanı geriye doğru sayamazsın. Çünkü kavramsal olarak mevcut
değildir. Hiç olmamıştır…”
MEHMET CORAL
Sûr / Sezai Karakoç
‘’Her şeyi yerli yerine koyacak,bütün geçmişi yeniden
değerlendirecek,kafa ve ruhlara doluşturulan putları
kıracak,tarihi,edebiyatı,şiiri,musikiyi,mimariyi ihya edecek,bütün ilim
dallarında hakikati araştırmaktan başka kaygısı olmayan,hakikatten başka kayıt
tanımayan gerçek bilginleri arasından çıkaracak,her şeyi
bilmeye,öğrenmeye,incelemeye meraklı,bütün bunlar için gerekli sabırla
donanmış,alçakgönüllü,saygılı,dindar,iyiliksever bir nesil…’’
25 Mayıs 2014 Pazar
Menekşeli Mektup / Mustafa Kutlu
içini çekiyor kahveci, sigarasını hırsla küllüğe bastırıyor.
kalkıyor son cümlelerini söylüyor.
-kız bu hıyara aşık olmuş. bütün hikaye bu. ama aşk dediğin
nedir ki?
postacı:
-nedir?
kahveci gülümsüyor, hafifçe eğilerek
-muhabbet iki başlı olacak arkadaş. tek taraflı oldu mu
sakat.kara sevdaya girer.
-çaresi?
hikmetli bir söz söylüyor kahveci;
-ya tahammül, ya sefer!
Yarınki Yüzün / Javier Marías
‘’Ödlek ülkemizde insanlar çocukluklarından itibaren bu
şekilde, aptalca ve cahil olmak üzere eğitiliyor. Bu doğal bir evrim ya da
yozlaşma değil, tesadüfi değil, biliçli, kasıtlı ve kurumsal bir şey.
Bilinçleri şekillendirmek ya da ortadan kaldırmak (söylemeye gerek yok,
kişiliği ortadan kaldırmak) için başlı başına bir plan. Günümüzde kesinlikten
nefret ediliyor; önce bir moda olarak başladı, kesinliklere karşı olmak rağbet
görüyordu, kafası fazla çalışmayanlar onları dogma ve doktrinlerle aynı kefeye
koydular, ne ahmaklık (üstelik aralarında entelektüeller de vardı); sanki hepsi
eşanlamlıymış gibi. Ama tuttu, köklendi, hem de inanılmaz ölçüde. Artık kesin
ve sağlam olandan, dolayısıyla zamanın içinde sabitlenip kalmış olandan nefret
ediliyor; geçmişten nefret edilmesinin nedeni de kısmen bu, geçmişe ancak
çağımızın kararsızlığı ya da günümüzün tanımsızlığı bulaştırıldığında tahammül
edilebiliyor ve durmadan bu yönde çaba gösteriliyor.
Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler
‘’Batı anlayışının zihinlere bulaştırdığı bakışla İslam’ı
anlayamayız. İslam’ı bugün öyle kavramak zorundayız ki, kendimizi şimdiye kadar
İslam hakkında hiçbir şey bilmiyormuşuz gibi farz ederek yola koyulmalıyız: ilk
Müslümanlar nasıl Müslüman olmuşlarsa, onların yolunu izleyerek ve
önyargılarımızı, cehalet döneminden kalma zihnî ve amelî alışkanlıklarımızı
terk ederek başlangıç noktasında durmayı deneyebilmeliyiz.’’
Rasim Özdenören
Yeni Heloise / J.J.Rousseau
Acı çekmek için bir ruhum var,bana bir tane de mutlu olmam
için veriniz.
Bulutları Delen Kartal Cemil Meriç
Bence ülkemiz hiçbir zaman
Avupalılaşmadı ve Avrupalılaşmaz. Avrupa’nın ayırıcı vasfı rasyonalizmdir.
Müslüman Doğu ancak belli dönemlerde akla iltifat etmiştir. Bizim için mühim
olan akıl değil, irfandır. İrfan ise seziştir, bağlanıştır, inanıştır. Akıl
ancak vahyi anlamamıza hizmet ettiği ölçüde bir değer taşır. Batı ile Doğu
arasındaki aşılmaz duvar, Batı’nın her şeyi insana ve onun minnacık zaferlerine
bağlayışı, Doğu’nun ise kendi dışında ve tecrübeyi aşan hakikatlere teslim
oluşudur. Yani büyük bir zihniyet farkı var arada. Şunu da tekrarlayalım ki,
benim için Batı ile Doğu diye iki ayrı gerçek yoktur. Cenab-ı Hakk
Rabbü’l-âlemîn’dir. Tarihin eseri olan bazı yönelişleri mutlak ve değişmez
birer hususiyet saymak ilmî bir davranış olamaz. İnsan tektir. Ruhla nefis
arasındaki çatışma hem ferdin içinde, hem de toplumda geçerlidir. Avrupa’nın
uydurduğu bu gibi ayrılıkları fazla ciddiye alamıyorum. Ne Avrupa bütünüyle
rasyonalizmdir, ne de Doğu bütünüyle mistisizmdir.
Bulutları Delen Kartal Cemil Meriç / Mustafa Armağan
Bulutları Delen Kartal Cemil Meriç / Mustafa Armağan
NARZİSS VE GOLDMUND
… Goldmund,
yalnız bir iki kez bu düş dünyasından Narziss’e üstü kapalı söz açmıştı.
“Ben şuna inanıyorum ki,” diye konuşmaya başladı bir
defasında, “bir çiçeğin yaprağı veya üzerindeki küçük bir solucan bir
kitaplıktaki kitapların tümünden daha çok şey söyler insana, kendisinde daha
büyük bir hazine barındırır. Harfler ve sözcüklerle neyi anlatabiliriz ki! Kimi
zaman Yunanca rastgele bir harf yazıyorum kağıda, diyelim bir theta ya da
omega, kalemin ucunu şöyle biraz kıvırmaya göreyim, harf kuyruk sallamaya başlıyor,
bir balık olup çıkıyor hemen, tek bir saniye içinde dünyanın tüm denizlerinde
ve ırmaklarında insanı gezdiriyor, yeryüzünde serin, ıslak ne çok şey varsa
akla getiriyor, Homeros’un okyanusunu, Aziz Petrus’un üzerinde yürüyüp gittiği
suyu çağrıştırıyor. Ya da bir kuşa dönüyor harf ve kuyruğunu oynatıyor,
tüylerini kabartıp kurumlanıyor, gülüyor ve uçup gidiyor derken. Senin,
Narziss, bu gibi harfleri fazla önemsediğin yok sanırım! Ama şunu söyleyeyim
ki, Tanrı böylesi harflerle kaleme aldı dünyayı.”
HERMANN HESSE
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)