17 Aralık 2012 Pazartesi

"KAF suresi, 16. ayeti"

‘’Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona verdiği vesveseyi de biz biliriz. Çünkü biz, ona şah damarından daha yakınız.’’

9 Aralık 2012 Pazar

HÂFIZ

Yusuf’un sahip olduğu, günden güne artan güzellikten bildim ki
Aşk Züleyha’yı ismet perdesinden çıkartır.

Bir Adam Yaratmak / Necip Fazıl KISAKÜREK

Hüsrev- (gittikçe heyecanına mağlup) bana dostum kelimesini söyleme!ellerimde bir karıncalanma duyuyorum.bu kelimeyi işitmeyeyim.parmaklarım bir şeyi sıkmak istiyor.(elindeki gazeteyi havaya kaldırıp bideb bırakıverir) al sana dost! (dili t
utulmuş gibi susar.ortaya doğru uzattığı eli titriyor) dostlarım malum!düşmanımı tanımak istiyorum.ben senin düşmanınım diyecek kadar namus aptalı kim var?onu bulmak ayaklarına kapanmak istiyorum.(şaşkın etrafına bakınır.sanki hitap edeceği kimseyi arıyor) dostluk, o bir maymuncuk, o bir hırsız anahtarı.evimizin kapısını açıyor, ruhumuzun kapısını açıyor ne bulursa yakıp kül ediyor, ne bulursa pazarda satıyor.(tonu ve hareketi değişir) beni upuzun bir tabuta yatıracakları gün, arkamdan gelecek dostlarım değil, kefenimin hırsızlarıdır.

Gustave Flaubert’den Loise Colet'ye



Yakınan ve bezginlik yüklü mektubuna daha önce yanıt veremeyişimin nedeni büyük bir çalışma krizine girmiş olmamdır. Dün değil evvelki gün saat sabahın 5'inde, dün de 3'te yattım; geçen Pazartesinden
 beri her şeyi bir yana bıraktım ve çalışmayı ilerletememekten sıkkın bir halde, harıl harıl yalnızca Bovary'ciğimle ilgilendim. Şimdi de şu benim baloya geldim, ona da pazartesi başlayacağım. Beni gördüğünden bu yana dolu dolu yirmi beş sayfa yazdım (altı haftada yirmi beş sayfa), kolay olmadı, akşam yazdıklarımı Bouilhet'ye okuyacağım. Bunlar üstünde o kadar çalıştım, o kadar değişiklik yaptım, bunları öyle işledim ki, şimdi artık hiçbir şey anlamaz duruma geldim.
Bezginliklerinden söz ediyorsun bana: Sen bir de benimkileri görebilseydin!(...) Çetin bir yaşam sürüyorum, dış dünyanın her türlü sevincinden yoksun bir yaşam, hiçbir dayanağım da yok, bir çeşit sürekli öfke dışında; bu öfke zaman zaman yeterince güçlü olamıyor, ama hep var. İşimi çılgıncasına ve sapıkçasına seviyorum, tıpkı bir çilecinin çile doldurmak için sarındığı o at kılı kuşağını sevmesi gibi. Kimi kez, kendimi yetersiz bulduğumda, istediğimi anlatamadığımda, uzun uzun bir şeyler çiziktirdiğimde bir tek tümce bile kuramadığımı fark ediyorum, divanın üstüne çöküyor, şaşkın bir halde içimdeki bir sıkıntı bataklığında böylece kalakalıyorum.
Kendimden nefret ediyorum, büyük sıkıntının ardından, soluğumu kesen o gurur çılgınlığıyla suçluyorum kendimi. On beş dakika sonra her şey değişiyor; kalbim sevinçten küt küt atıyor. Geçen Çarşamba kalkıp mendilimi almak zorunda kaldım; yaşlar yanağımdan aşağıya süzülüyordu. Yazarken duygulanmıştım, hem kendi düşüncelerimden doğan heyecanın, hem bunu yansıtan tümcenin, hem de onu bulmuş olmanın verdiği hoşnutluğun tadını çıkarıyordum büyük bir zevkle. (...).

Gustave
24 Nisan 1852

Bir Delinin Güncesi / Aslı ERDOĞAN

‘’Hiç sevdiğiniz birinin bir daha dönmemek üzere çıkıp gidişini izlediniz mi? O sabah da herhangi bir sabah gibidir. Gene kahvaltısını atlamış, aç karnına sigara içmiştir. Sinirlidir, sabahları hep olduğu gibi. Atkısını evde unutmuştur. San
ki o gün daha mı tedirgindi, yoksa sonradan düşündüğünüzde, o sabahı binlerce kez belleğinizde kurguladığınızda size mi öyle gelmişti. Bilseydiniz... Gelişigüzel bir veda yerine onu bir kez daha kucaklardınız. Kucaklar, bırakmazdınız. Dünyanın tüm bağlarıyla bağlardınız onu, tüm bağları, vaatleri, yeminleriyle. Sırf o kapıdan çıkıp gitmesin diye dünyayı durdurmanız gerekse durdururdunuz. Bilseydiniz.’’

8 Aralık 2012 Cumartesi

AKIL ÇAĞI – J.P. Sartre

“Dostluk, birbiri hakkında hüküm vermek demek değildir. Dostluk, inanmak demektir.''


Baki

Düşse zülfinden arak ruhsâr-ı cânân üstine
Gûyiyâ şebnem düşer gül-berk-i handân üstine...



( Sevgilinin yanağına saçından ter damlası düşse, sanki gülen gül yaprağı üstüne, çiğ tanesi düşer.)

Yabancı / Albert CAMUS


Tekerlekler üzerinde kayan zindanımın karanlığında, yorgunluğumun ta derinliklerinden gelişmişçesine, sevdiğim bir kentin, kendimi mutlu hissettiğim belli bir saatin bütün bu alışılmış gürültülerini eskisi gibi, bir bir bulur gibi oldum. Ge
rginliğini yitiren havada, gazete satıcılarının sesi, küçük parktaki son kuşların ötüşü, sandviç satıcılarının bağrışması, kentin yüksek dönemeçlerinde tramvayların çıkardığı iniltili gıcırtılar ve göğün daha gece limanın üzerine çökmeden önceki uğultusu, bütün bunlar, benim için, cezaevine düşmeden önce bildiğim gözü kapalı bir gezintiyi düzenliyordu. Evet, bu saat, bundan çok zaman önceleri, kendimi mutlu hissettiğim bir saatti. Beni o zamanlar bekleyen, hep hafif ve deliksiz bir uykuydu. Ama yine de birşeyler değişmişti. Yarını gözlerken, kendimi yeniden hücremde buluverdim. Yaz göklerinde uzanıp giden o bildik yollar insanı günahsız uykulara da zindanlara da götürebiliyormuş demek.

Türkiye'nin Maarif Davası-Nurettin Topçu

Hakikat aşkına sahip insanlar,cemiyetin içinde çoğalmadıkça,hakikat aşkı cemiyet içinde en yüksek ve muhterem yeri tutmadıkça ve hakikatın ihtirası cemaat içerisinde bir umumi cereyan,büyük bir hareket haline gelmedikçe,milli mektep gerçekt
en var olmayacaktır.Hakikat karşısında duyulması istenen bu aşkın,bu ihtiraslı akımın temeli dinidir,İlâhidir.Doğuda,İslâm'ın sahipleri,bugün bu hakikat aşkından uzak,böyle bir anlayışla sevgiden mahrum bulunuyorlar.Kendilerini sadece bir takım dinî örflerin teknikcisi sayan bu zümre,gerçek dinî vazifelerini yapmamaktadır.
Onların bu yetersizlikleri devam ettikçe,daha doğrusu asırlardan beri İslâm dünyasını uyutan sözde din adamları yerlerini,her şeyden evvel,hakikat ihtirasına sahip,fazilet mücahidi,cemaatin beynine ve kalbine girişmiş idealist bir münevver zümreye terketmedikçe milli mektebi kuracak ruh meydana gelmeyecektir.

Suç ve Ceza / Dostoyevski

“Raskolnikov uzaklaşırken düşünüyordu: “Nerede okumuştum… Ölüm cezasına çarptırılmış biri sehpaya çıkmadan bir saat önce şöyle söylüyor, ya da düşünüyordu: ‘Yüksek bir yerde, bir kayanın üzerinde ancak iki ayağımı koyabileceğim kadar daracı
k bir yerde yaşayacak olsaydım dört bir yanım uçurumlarla, okyanuslarla çevrili olsaydı, fırtınalar, zifiri karanlık olsaydı her yanım, kimsecikler olmasaydı yanımda, o daracık yerde öylece bir ömür, binlerce yıl, sonsuza dek yaşamak isterdim! Yaşayabilsem, yalnızca yaşabilsem, yaşayabilsem! Nasıl olursa olsun yaşasam!…’ Ne yaman bir gerçek! Tanrım, ne yüce bir gerçek bu! Ne alçak bir yaratık şu insanoğlu!”


1 Aralık 2012 Cumartesi

İlhan BERK

'Kâğıtlar, kitaplar, dedi, nereye elimi atsam. 
Kiminde yarım kalmış, nasılsa bitmiş bir şiir 
Kiminde. Hem her şey şiirlerde değil miydi? 
Bir gök şiirde ağar, bir sokak şiirlerde 
Gider gelirdi.
Böyle yaşayıp gidiyorduk.'

Sesi,
Sanki çok ötelerden gelirmiş gibi
Ezik, suskun odaları dolaştı durdu.
Masada açık duran bir kitabı gösterdi sonra
Ölünün, son kez elini sürdüğü ve kaldığı.
'Burada işte oturmuş şu kitabı okuyordu,
Elinden kitabın düştüğünü gördük sonra.
Hepsi bu.'

Böyle dedi, yüzüne kapayıp ellerini
Alınmış gibi bir bulutun yer değiştirmesinden.

Erken büyüyen çocuklar / Çetin Alpagut



yok…
Bu ölümün kendi sesi değil
çocuklar taşlarla büyüyor artık
kalpleri kolayca yetiyor anne ölümlerini anlamaya,
Yok, yok
Bu ölümün kendi sesi değil,
Çünkü kan
Bebeklerden başlıyor insana bulaşmaya...

Huzur / Ahmet Hamdi Tanpınar

Ne ölüm var,ne de hayat var.Biz varız.İkisi de bizde.Onlar,ötekiler sadece zaman aynasından geçen küçük,büyük arızalardı.Merihte bir dağ küçük bir patlayışla çöker.Ayda lav dereleri kurur.Kehkeşanın ortasında güneşte parlayan büyük buğday b
aşakları gibi,yeni güneş manzumeleri kurulur.Denizlerin dibinde mercan adaları doğar,yıldızlar aya karşı rüzgarların dağıttığı nisan çiçekleri gibi,bir renk ve atşe kıvılcımında dağılırlar.Kuş kurdu yer,bir ağacın kabuğunda yüzbin haşere tohumu birden açar,yüzbini birden toprağa karışır.Bunların hepsi kendiliğinden olan şeylerdi.Bunlar kainat dediğimiz,büyük,tek,emsalsiz incinin,o mücerret zaman çiçeğinin,zaman nergisinin üzerinde parlayan,onu vakit ve yer yer karartan akisleriydi.
Yalnız,insanoğlunda idi ki yekpare ve mutlak zaman,iki hadde ayrılıyor,içimizde bu küçük idare lambası,bu isli aydınlık çırpındığı,çok basit şeylere kendi mudil riyaziyesini soktuğu için,süreyi toprağa düşen gölgemizle ölçtüğümüz için,ölüm va hayatı birbirinden ayırıyor ve kendi yarattığımız bu iki kutbun arasında düşüncemiz bir saat rakkası gibi gidip geliyordu.İnsanoğlu zamanın mahpusu,onun dışına fırlamağa çalışan bir biçare idi.Onun içinde kaybolacağı geniş ve biteviye akan nehrinde herşeyle beraber akacağı yerde,onu dışarıdan seyre çalışıyordu.Onun için bir ıstırap makinesi olmuştu.
Bir itiliş,haydi ölümün ucundayız;herşey bitti.Madem ki sıfırın bütününü kırdık,adet olmağa razı olduk,bunu kabul etmek lazım.Fakat hız bizi kendiliğinden öbür hadde götürüyor;hayatın ortasındayız,onunla doluyuz,tekrar hızımızın oyuncağıyız;fakat bu sefer,bu sefer terazi mutlak surette ölüme doğru eğiliyordu.Bütün ıstıraplar kendi misilleriyle artacaklardı.


Bakanlar Ve Görenler / İsmet Özel

‘’Müslümanca tavırlarını diğer mü’minlerin gözüne görünsün diye yürüten insanlar inancın ve ihlâsın semeresini peşin toplama hevesindedirler.Onlar için ihlâs bir meta haline gelmiştir yani ihlâs olmaktan çıkmıştır.’’

Bakanlar Ve Görenler / İsmet Özel

‘’Hümanist kültür insanın sahip olduğu bazı becerileri ve yaşama imkanlarını insanın elinin ve beyninin ürünü,uzantısı olarak görür.İslâm anlayışı ise yaratmanın Allah’a mahsus olduğunu belirtmekle kalmaz,hayvanların ehlileştirilmesinden,gemilerin yüzdürülmesine kadar bütün yaşama imkânlarının ancak Allah’tan gelen bilgiyle mümkün olduğunu ifade eder.’’

Mesnevi / Mevlâna

‘’Ezelî hükme göre kâinatın bütün zerreleri çifttir ve her cüz’ü de kendi çiftine âşıktır.Arifin nazarında gökyüzü erkek,yeryüz kadındır.Göğün verdiğini yer alır,besler.Yerin harareti azaldı mı gök hararet yollar;rutubeti bitti mi rutubet v
erir.Kadına nail olmak için onun etrafında dönüp dolaşan erkek gibi,felek de zamanede dolaşmaktadır.Yeryüzü ise hanımlıklar etmede,doğurduğu çocukları emzirip yetiştirmektedir.Bu birlikte âlem beka bulsun diyeTanrı erkekle kadına da birbirine karşı meyil verdi.Her cüz’e diğer bir cüz için meyil verdi.İkisinin birleşmesinden bir şey doğar,bir şey vücuda gelir.Gece de böylece gündüzle sarmaş dolaş olmuştur.Geceyle gündüz suretâ birbirinden ayrıdır,ama hakikatte birdir.’’

YARINKİ YÜZÜN / JAVIER MARIAS

‘’Hayat anlatılamaz;insanoğlunun bildiğimiz tarihi boyunca kendini bunu anlatmaya adamış olması,anlatılamayacak şeyi anlatma ısrarı olağanüstü bir şeydir,biçimi ister mit olsun ister destan,vakayiname,tarihçe,tutanak,efsane,chanson de geste
,romans,halk şarkısı,İncil,azizlerin hayatını anlatan kitaplar,tarih,biyografi,roman,methiye,film,itiraf,hatırat,röportaj hiç fark etmez. Baştan yenilgiye mahkûm bir girişimdir bu ve belki yarardan çok zararı vardır.Bazen bu âdetten vazgeçmenin,olayların geçip gitmesine izin vermenin daha iyi olacağını düşünürüm.Rahat bırakmalı onları.’’

Düşüş / Albert Camus

‘’..biz kendimizden iyi olanlara nadir olarak bel bağlarız.Daha çok onların toplumundan kaçarız.Tersine,çoğu zaman kendimize benzeyen ve zayıf yanımızı paylaşan kimselere açarız içimizi.Demek ki kendimiz düzeltmeyi ya da iyileştirmeyi istem
eyiz:Önce kusurlu diye hüküm giymemiz gerekir.Yalnızca acınmayı ve yolumuzda cesaretlendirilmeyi dileriz.Kısacası,biz hem suçlu olmaktan çıkmayı,hem de kendimiz arıtmak için çaba göstermemeyi isteriz.Yeterli hayasızlık da yoktur,yeterli erdem de yoktur.Ne kötülük, ne de iyilik enerjisine sahibizdir…’’

YARINKİ YÜZÜN / JAVIER MARIAS

‘’İnsan yazdığı şeyi okuduğu şeyden-eğer kendisine yazılmışsa-çok daha fazla unutur;gönderdiğini kendisine ulaşandan,söylediğini duyduğundan,yarattığı kırgınlığı kendi kırgınlığından daha çok unutur.’’

Türkiye'nin Maarif Davası / Nurettin TOPÇU

“Muallim meselesi, maarif davamızın ana meselesidir. Maarifi yapacak olan muallimdir. Şayet değerlendirilmezse, maarifi yıkanda o olur” diyor. Toplumsal yıkılışın inşacısının, yani öğretmenin itibarsızlaştırılmasıyla başladığı muhakkaktır. 
Türkiye’yi muasır medeniyet seviyesinin ötelerine taşıma hedefine ulaşmanın yapı taşının öğretmen olduğu unutulmamalıdır. Milletimizi uzun yıllardır yaşadığı sıkıntılardan kurtarmak, refaha kavuşturmak, demokrasimizin çıtasını tartışılmaz bir seviyeye çıkarmak; adaleti, insan hakları ve özgürlüklerin güvencesi haline getirmek için toplum içinde öğretmene gereken itibarı tevdi etmemiz elzemdir. Bunların hepsinin temelinde eğitim vardır. Eğitimin en önemli unsuru da öğretmendir."