13 Mayıs 2012 Pazar

Jean Baudrillard


Herkes Batılı olduğunda, güneş nereden doğacak?..

Antoine de Saint Exupery - İnsanların Dünyası

“Yaşam böyledir, önce zenginleşmişizdir, yıllar yılı ağaç dikmişizdir. Sonra yıllar geçer, zaman bu çalışmayı bozar, ağaçları yıkar. Arkadaşlar birer birer gölgelerini geri alırlar bizden. Bundan böyle yaşlanmanın sinsi üzüntüsü karışır yaslarımıza.”

12 Mayıs 2012 Cumartesi

Kırmızı Pazartesi / Gabriel Garcia Marquez


‘’Sorgu yargıcı,Santiago Nasar’ın aleyhine kanıt bulunmaması karşısında öyle şaşkına dönmüştü ki,özenle hazırladığı rapor hayal kırıklığı nedeniyle yer yer aksıyordu.416’ncı sayfanın kenarına eczacıdan aldığı kırmızı mürekkeple,kendi elyazısıyla şu notu düşmüştü:Bana bir önyargı verin,dünyayı yerinden oynatayım!’’



Tahir İle Zühre / Ateşe Yazgılı Pervaneler


             Ölüm Ne, Ayrılık Ne?

 Aşk kalbe giren misafirdi,canı ecele teslime eder gibi hicrana yükleyip,uğurladı.Ki aşık için ayrılığın yıkımı ölümün yıkımından daha az korkunç değildir.
 Ayrılık okuna galebe çalacak kalkan bulunmaz.O gelir ve yaralar.Bir umut varsa aşık için,o umut tecelli edene kadar yaranın ne kanı diner,ne sızısı.Ama ayrılık gelmişse ve bir umutta yoksa,ölümün kılavuzu say hicranı.Gelir ve görünmez kapılardan kabre taşır aşığın bedenini.O kabirde yaşanan da azap veren bir hasrettir.Hasret ki acımasız bir el gibi sarılır boğaza,nefesleri boğar,takati keser,canı yağmalar.Ne dönen dünya kalır,ne gelip geçen zaman.Tek hareket sinedeki hançerin hareketidir.Ve can artık sade bir inleyiş,sade gittikçe genişleyen bir yaradır aşıkta.
 Ayrılık ki,bütün tecellileri ölüme dair ıstıraplardır.
 Evet,başa gelen bela büyük,iki aşık öyle bir eleme,öyle bir çileye satıldılar ki,onlara sadece sinelerini yakıp kavuran bir acı ve boğuk hıçkırıklar kaldı.Artık ne bir teselli gelebilir sabahlarla,ne bir sığınak açılır gecede.Uyku bela,uykusuzluk bela.Çıkar yol yok,insafın adı yok.Aşıkların sinesi,ıssız yarık topraklar gibi ve üzerinde aşığın canını yağma eden gam atlıları tepinmekte.İki aşığın da kalbikaygıdan duracak gibi.
 Birinin gönül aynasında bir gül kırılmış,diğerinin aynasında bir bülbül kaybolmuş.Ve ne baharı zorla getirmek mümkün,ne bülbüle can bağışlamak.
 Sanki bütün cihan yasa gömülmüş.Geniş yeryüzü öyle daralmış ki,aşıkların nefesleri arza sığmaz olmuş.İki aşıkta da hasta bir gönül,bükülü boyun,kırk yaralı bir kalp ve elem.
 Pervaneleri dağıtılmış,kendi kendine hüzünle yanan bir mum gibi eriyerek şöyle sayıklıyorlar:’’Ey felek,ayrılık hançeriyle yaraladığın kalbi nasıl tarif edeyim?Dilim kuru,dudaklarım yanmakta.Sürgüne reva görülen cana nasıl sabredeyim?Rüzgar değilim ki gazelimi yüklenip gideyim.Gül değilim ki başka baharda açayım.Sen gel ey felek.Sırrının girdabından kendin bahset.Madem öldürüyorsun,saklama artık.öldüğümü göster.’’

Münire DANİŞ

Var Olmak / Nurettin TOPÇU



‘’Dua,kevserlerin en tatlısıdır.Gözyaşlarından ve ilahi rahmetten yapılmadır.Sevdalar onun başında söyleşir,garipler onun kenarında dinlenir,yanmış yürekler onu içtikçe ferahlanırlar.’’


Ali Emirî Efendi


Sine-i şevkimde bir hırz-i mübinimdir kitap
 Dide-i endişede nur-ı yakinimdir kitap

Kalbgâhım merci-i feyz-i necatım rehberim
 Destgirim mürşid-i hikmet karinimdir kitap

Yâdgârıdır birer şems-i zekanın her biri
 Nurdan bir âlem-i feyz âferinimdir kitap

Bir mutalsam kenz-i lâ yüfnasıdır endişemin
 Şebçerağım gevherim dürr-i seminimdir kitap

Gülsitanımdır gül-i neşküftedir manaları
 Bir meserretgâh-ı vicdan-ı hazinimdir kitap

Sünbülistandır hutut-u nevbenevdir sünbülü
 Bir teferrücgâh-ı tab’-ı şevkbinimdir kitap

Âşıkan ma’şuk-ı gunaguna rabt-ı kalb eder
 Ehl-i aşkım ben de ma’şuk-ı güzinimdir kitap

Dilber-i nevhatta bakmam var iken hatt-ı sutur
 Yâr-ı canımdır habib-i nazeninimdir kitap

Âlemin mazideki ahval-i gunagununu
 Keşf içün muciznüma bir dürbinimdir kitap


İnsan Ve Şeytan / Samiha AYVERDİ


‘’Ne olurdu,sevdiği ve aşkına esir olduğu için yükselen kimselerden olsaydım.Evet,ben,aşkları yüzünden ilham alan büyükler zümresinden değildim.Onlar,o adamlar,içlerindeki ateşi,bu kadınların elleriyle karıştırmak,şûlelendirmek,ışık saçan meş’aleler haline sokmak için sevdiler.’’


Yaşam Ve Yazgı / Vasili Grossman

‘’Savaşta oğlunu kaybeden anneye karşı bütün insanlar suçludur ve insanlık tarihi boyunca bu annenin önünde boş yere kendilerini aklamaya çalışırlar.’’

CENAP ŞAHABETTİN

Ben şair olaydım sana,ey yar-i dilaram
hemşire-i ruhun gibi sözler getirirdim...


11 Mayıs 2012 Cuma

Cahit ZARİFOĞLU

Çiledinmi
Dünya tutar inilemen


Arzuhal şiirinden...

Attila İLHAN

açılmış sarmaşık gülleri
kokularıyla baygın
en görkemli saatinde yıldız alacasının
gizli bir yılan gibi yuvalanmış
içimde keder
uzak bir telefonda ağlayan
yağmurlu genç kadın...


La edrî


"Yüz sürer dâmânına bir gün Züleyha-yı ümîd
Sen heman ey Yûsuf-ı mısr-ı melahat ağır ol"

‘’Ey güzellik ülkesinin (Mısır'ın) sultanı Eğer sen ağırbaşlı olursan, elbette bir gün ümit Zeliha'sı senin eteğine yüz sürecektir..’’

Şehrazat / Sezai Karakoç



Sen kalbin atışında kanın akışında
Sen Şehrazat bir lamba bir hükümdar bakışında
Bir ölüm kuşunun feryadını duyarsın

Sen bir rüya geceleyin gündüzün
Sen bir yağmur ince, hazin
Sen şarkılarca büyük uzun
Sen yolunu kaybeden yolcuların üstüne
Bir ömür boyu yağan bir ömür boyu karsın

Sen merhamet sen şefkat sen tiril tiril kadın
Sen bir mahşer içinde en aziz yalnızlığı yaşadın
Sen başını çeviren cellat başının güne
Sen öyle ki sen diye diye seni anlayamayız..
Şehrazat ah Şehrazat..
Sen sevgili, sen can, sen yarsın...


Eugene Delacroix

"Aşkı anlatabilmek için yeryüzünde var olan dillerden başka bir dil ister"


Italo Calvino, “Görünmez Kentler”




“İki yolu var acı çekmenin: Birincisi pek çok kişiye kolay gelir: cehennemi kabullenmek ve onu görmeyecek kadar onunla bütünleşmek. İkinci yol riskli: sürekli bir dikkat ve eğitim istiyor; cehennemin ortasında cehennem olmayan kim ve ne var, onu aramak ve bulduğunda tanımayı bilmek, onu yaşatmak, ona fırsat vermek.”


İnsanın Acısını İnsan Alır / Şükrü Erbaş


"Yalnızlık insan kılığında bir karabasandı burada. Bir ses aradı içindeki külü üfürüp ısıtacak. Alnını örtecek bir tutam saç. Üşümüş yerlerinde bir ılık nefes. Yaralarını onaracak bir çift söz sevgiyle boyalı. Onca acıdan sonra anladı ki, ölümde yıkım da umut da umutsuzluk da aşk varsa güzeldi, kolaydı, katlanılırdı."


Huzur / Ahmet Hamdi Tanpınar

"Mümtaz hayatının her meselesini onunla münakaşa etmekten hoşlanırdı. Bununla beraber aynı latif ürkeklik, genç kadının mayalarından biri olan o ölçü hissi buraya da giriyordu. Hiçbir meselede Nuran, Mümtaz'ın hayatını tasarrufa kalkmamıştı. Sevginin insan hürriyetine bir tecavüz olmamasını istiyordu. Mümtaz, ömrünü ve hayatını ona hediye ettikçe, o tıpkı eski ve cömert abbasi halifeleri gibi hepsini birden kabul ediyor, sonra yine ona iade ediyordu. 'Benimdir, fakat sende kalsın...' Halbuki bu latif istiğnanın sahibi hiç bahsetmeden sözünü bile açmadan bütün ömrünü, günleri gibi Mümtaz'a vermişti. Fakat Mümtaz, bu cömertliğin yanı başında, hiçbir kuvvetin, hatta aşkın bile zorlayamayacağı bir iç kalenin, bir istiklal fikrinin hiç olmazsa kendisine sadık kalma, kendi kendisini yalancı çıkartmama arzusunun bulunduğunu seziyordu."


Yusuf ATILGAN, Aylak Adam


Birden kaldırımlardan taşan kalabalıkta onun olabileceği aklıma geldi. İçimdeki sıkıntı eridi (bu sıkıntı garsonun yüzündendi). Öyle sanıyordum. Paltomu tutarken yüzünü görmüştüm: Gülmekten değil sırıtmaktan kırışmış, gözleri, ne derler, sırnaşık mı,çok yılışıktı. Para versem eli elime yapışacaktı. (Vermedim.) Çevreme ilgiyle baktım. Erkekler yeni tıraş olmuşlar, kadınlar yeni boyanmışlardı. Yüzleri tasasızdı. Caminin dirseğindeki bacakları kesik dilenci, soğuktan morarmış, çorapsız gazeteci çocuk bile öyleydiler. Sanki onu tanıyormuşum, görsem bilecekmişim gibi bakıyordum geçenlere. Bu gece bencildim. Kendi kendime kızdım. Oysa onu bu caddeye pek seyrederek gönderirdim:Binde bir, güzel bir filmi görsün diye. Önlerde biryere oturur,yanağı avcuna dayalı filmi seyreder, tam beni düşünmesini istediğim zaman beni düşündürdü. Film bitince eve yürüyerek dönerdi.


YOKSULLUK KİTABI - MUSTAFA KUTLU




"Yoksullar bizi bekliyor. İzbelerde, harabelerde, barakalarda, küflü-nemli karanlık odalarda bekliyorlar. Naylon çadırlarda, toprak damlı evlerde, kuş uçmaz-kervan geçmez yerlerde ve şehrin göbeğinde. Kanlı gözlerini ufka dikmiş, bir heykel gibi hareketsiz, sessiz, dalgın bekliyorlar. Bebeler açlıktan ağlıyor, anaların gözpınarlarından yaş yerine kan akıyor. Çocukların dargın bakışlarından çelik parıltılar fışkırıyor. Babalar yumruk sıkıyorlar ve askerdeki oğullar gökyüzünde bir turna katarı arıyor. Dedelerin ağzı kapalı. Nineler ses vermiyor. Gelinler yaslı. Ve çelimsiz genç kızları dengesiz beslenme, akrabaları borç, komşuları ağıt bekliyor. Köşebaşlarında, çamurlu ıssız sokaklarda, karın, yağmurun ve gökdelenlerin arasında, dağ başlarında, tarlalarda, kapısına kilit vurulan atelyelerin önünde bekleşiyorlar. İşsiz, umutsuz, aç, yorgun, hasta, küskün, sessiz ve kimsesiz. Siz ey sağlıklı ve varlıklı olanlar. Ey işleri tıkırında gidenler. Ey karnı tok, sırtı pek, yüzü gülenler. Ey seçim kazananlar ve koltuğa kurulanlar. Ey dolar uçuranlar ve muslukların başını tutanlar. Siz ey güç odakları, silah sahipleri, söz ustaları. Beş vakit namazını cemaatla kılanlar. Gece teheccüte kalkanlar. Zikir ile coşup nara atanlar. Defalarca hacca gidenler. Bir koyup beş kazanan tüccar, yağlı müşteriye yaltaklanan esnaf; aracılar, tefeciler, bankerler. Ey mangalda kül bırakmayan siyasiler. Bilim babaları, akademisyenler. Emirle demiri kesebilenler. Unutmayın. Önümüz kış ve yoksullar sizi bekliyor."


SITKI CANEY


artık yalnayak çırılçıplak çocukların ruhuyum
basarken yüreğimi bu ateşten kumlara
kusacak şehrin kuytusunda ihanet
kusacak acısını karanlık kuyum
koyarken alnımı uçurumlara

ve ben şiirler kurban ederken seni seviyorumlara
kedere batmışken öyküm
kanatmışken içimde yeni bir yara
çıkamam yağmurlara
çıkamam öyle yapayalnız
öyle boynubüküğüm bu ara

ne bayram ne tatil ne izin
uzak yollardan
karışmak için mi geldim kumlarına akdenizin
sığınmak için mi dalgalara
ne şiir çare artık ne üst üste sigara
ya gerçek değil benim gördüğüm
ya ben çok kötüyüm bu ara

şimdi
dünyaya en çok yakışan ölüm
ve bana yazgı olan aşk
nasıl barışabilir
öpüşür mü bir daha karanlıkla şafak
paylaşır mı yeniden şiiri günüm

ateşten bir dilim olmalıydı herşeyi söyleyecek
ya da konuşan bir gülüm olmalıydı sana verecek
ya da sen hiç susmamalıydın

işte karanlığımdasın
düşlerimde bağrımdasın
yazgımsın sen son sınavım son aşkım
bazen küçük kardeşim bazen ilk aşkım
sen bütün aşklarım çocuk yanıma annem
yüreğimdeki cennet kanımdaki cehennem

susma artık bakıp bakıp uzaklara
şimdi seninle gerçekten yaşamak vardı
ve şiiri tam burada bırakmak
ve çıkmak
yağmurlara
yağmurlara.