21 Mayıs 2014 Çarşamba

Çağ Ve İlham / Sezai KARAKOÇ

‘’…Evet,ilâhi ölçü hiç şaşmadan ebedî olarak hükmünü yürütmektedir:Bir toplum iyilikten,doğru yoldan ayrılmadıkça Allah’da o toplumu doğru yoldan ayırmaz;ama bir toplum gün gibi açık bir gerçeği,islâmı,Kur’an yolunu bırakır da karanlıkların peşine takılırsa,yoldan çıkarsa,Allah da onun yolunu büsbütün karıştırır,onu büsbütün şaşırtır.Sanki o toplumdaki iyi,güzel ve doğru ,bir rüzgârla silinmiştir.Güzel,doğru ve gerçek sesler kaybolmuş,çirkin,kötü ve yalan sesler ortalığı çınlatmaktadır.’’

Bulutları Delen Kartal / Mustafa Armağan

Gençlere, yetişmeleri için ne tavsiye edersiniz? 
Hadis-i şerif "Kendini tanıyan Rabbini de tanır", buyuruyor. Önce kendilerini tanımalılar; kendilerini, yani ikbal ve idbarlariyle tarihlerinin bütününü, kendi dillerini, kendi dinlerini, kendi irfanlarını. Sonra insanlığın tarihine eğilmek, Asya ve Avrupa'nın her düşüncesini hiçbir peşin hükme saplamadan incelemek. Bu çetin yolculukta iki çetin yardımcıya ihtiyaç var. 1. Milli irfan hazinelerini taramaya yetecek zengin ve köklü bir Türkçe (İslam harflerini öğrenmeden böyle bir fethe çıkılabileceğini sanmıyorum) 2. Avrupa'yı, imtiyazlı birkaç züppenin vesayetine ihtiyaç duymadan bizzat tetkik etmek için bir Batı dili bilmekten başka çare yoktur. Sonra "İkrâ" [Oku] emr-i celiline uymak...

4 Mayıs 2014 Pazar

Karamazov Kardeşler / Fyodor Dostoyevski

"İnsan için vicdan özgürlüğü kadar çekici, ama o kadar da azap verici şey yoktur."

Jurnal 1/Cemil MERİÇ

Gözyaşlarından inci yapmak…şairin kaderi bu.Bu incilerin bir sevgili kahkülünde pırıldadığını görebilmek de en büyük mükafatı…

Hâfız-ı Şirazi

varlığım baştan gitsin, tek yüzünü döndür
söyle yele, dertlilerin harmanını süpürsün

tufanlara kaptırdık gözümüzü, gönlümüzü
gam seline söyle, evi temelinden götürsün
...
bakışımız dicle'nin yıksın bütün ününü
soluğumuz zerdüşt'ün ateşini söndürsün!

"seni kirpiklerimle öldürürüm" diyen yâr
aman, sakın caymasın, öldürürse öldürsün!

hafız'a son gününde vuslat muştusu versen
belki ölürken bile onu mutlu görürsün!

Cemil Meriç

“Aydın olmak için önce insan olmak lâzım. İnsan mukaddesi olandır. İnsan hırlaşmaz, konuşur; maruz kalmaz, seçer. Aydın, kendi kafasıyla düşünen, kendi gönlüyle hisseden kişi. Aydını yapan: ‘uyanık bir şuur, tetikte bir dikkat, hakikatin bütününü kucaklamaya çalışan bir tecessüs.”

NURETTİN TOPÇU / YARINKİ TÜRKİYE

Bugünkü cemiyette ortaklaşa idealimizin “eğlenme ve boş vakit geçirme” oluşu, gerçek tatminlerden mahrum olduğumuzdandır. Hep birbirimize karşı kullandığımız zekâ, hepimizi zehirledi. Ailede ve meslekte, ticarette ve mektepte, dostlukta ve devlette siyaset, insanlığın masum ruhuna yapılmış suikast oldu. Cemiyet, bu siyasetin kurbanıdır. [s. 49]

1 Mayıs 2014 Perşembe

Genç Werter'in Acıları / Goethe

‘’... aklımı ve yeteneklerimi beğeniyor, oysa her şeyin kaynağı yürektir: tüm gücün, tüm mutluluğun, tüm kederin. Benim bildiklerimi herkes bilebilir- ama yüreğimdir yalnızca bana ait olan.’’

Ahmet Hamdi Tanpınar

Bir adın kalmalı geriye,
Bütün kırılmış şeylerin nihayetinde
Aynaların ardında sır,
Yalnızlığın peşinde kuvvet..
Evet nihayet
bir adın kalmalı geriye,
Bir de o kahreden gurbet..
Beni affet
Kaybetmek için erken,
- sevmek için çok geç..

Cemil MERİÇ


Felaketimizin kaynağı kültür yokluğu.Hayatı anlamadan geçip gidiyoruz.Olgunlaşmak,kalbin daha hassas,kanın daha sıcak,zekanın daha işlek,ruhun daha huzurlu olması demek.Haramî mağaralarının kapılarını değil,hükümdar hazinelerinin kapılarını açan büyü,kitap!..

Marcel PROUST

‘’Okuma zihnî hayatı uyandırmalı,yerini almamalı onun.Başkalarının hazırladığı bir bal değil hakikat.Onu kitap sayfalarından toplayamayız,kafamızın ve gönlümüzün iç hamleleri ile fethedebiliriz ancak.’’

23 Nisan 2014 Çarşamba

İsmet Özel

Sen ve yağmur
Başa dönemezsiniz.
Öyle bir yol yürüdünüz ki ancak dönüş yolunu yok ederek gelebilirdiniz
inişiniz bir iniş olurdu başa dönmemecesine.
Yağmur yalnız yağarken yağmurdur
Sen yalnız senken sensin
Burada kalamazsın ve başa dönemezsin
Gitmek zorundasın.

Huzur/ Ahmet Hamdi Tanpınar

Çünkü suyun sesi,aşkın,ihtirasın sesinden kuvvetlidir.Karanlıkta su sesi insanın içindeki ölüm mayasının dilini konuşur.

Türkiye'nin Maarif Davası-Beklenen Gençlik- Nurettin Topçu

Bugün artık kutsallaştırdığı uzvi yapının sakat sinirleriyle kıvranan nesli tedavi için,tam hastalığın bulunduğu yerden işe başlamak lazım geliyor.Uzviyetten ilme,ilimden felsefeye,felsefeden sanata ve ahlaka ve nihayet dine yükselmemiz lazımdır.Böyle adım adım yürüyüş,hasta,hemde şaşkın bir nesli ALLAH'a götüren yolda yeniden canlandırabilir.Bu iş bir maarif işidir ve bir neslin kurtuluşunu ancak maarifinin yükselmesinde aramak lazımdır.

Kültürden İrfana/ Cemil Meriç

İrfan, düşüncenin bütün kutuplarını kucaklayan bir kelime. Tecessüsü madde dünyasına çivilemeyen, zekâyı zirvelere kanatlandıran, beşerîyi ilâhi ile kutsîleştiren, uzun ve çileli bir nefis terbiyesi. İslâm, insanı parçalamaz. İrfan, kemâle açılan kapı, amelle taçlanan ilim. Batı'nın "kültürlünde bu zenginlik, bu ihtişam, bu hayata istikamet veriş yok. İrfan bir mevhibedir. Cehitle gelişen bir mevhibe. Kültür, katı, fa­kir ve tek buutlu bir lâfız. İrfan, beşeri beşer yapan vasıfların bütünüdür. Kültür, homo ekonomikus'un kanlı fetihlerini gizlemeye yarayan bir şal. İrfan, dinî ve dünyevî diye ikiye ayrılamaz. Yani her bütün gibi tecezzi kabul etmez.

5 Nisan 2014 Cumartesi

EĞİTİM GENÇLİK ÜNİVERSİTE/ PEYAMİ SAFA

Bir yazı bizde ancak kendi malımız olan fikirler doğurmak şartıyla faydalıdır. Yazıyla okuyucunun zekâsı arasındaki çiftleşmeden hiçbir fikir doğmazsa, o mütalaa tamamiyle akimdir. Faydadan ziyade zarar verir, çünkü beynin yükünü çoğaltır.

Türkiye'nin Maarif Davası/ Nurettin Topçu

Milletimizin üç asırdan beri geçirmekte olduğu buhranların sebebi ve kaynağı, kültür ve maarif sahasından aranmalarıdır. Âlimin atının ayağından sıçrayan çamurdan bile kendisine şeref payı çıkaran hükümdarın mesud asrı nihayet bulduktan sonra, devletimizin yapısında sarsıntılar başladı. Bununla birlikte göze batan hadise, cahillerin ulema sınıfına nüfuz etmeleriyle halkta kanaat uğrunda mücahede kudretinin kırılması, milli karakterin zedelenmesi oldu.17. Asır, şiddet rejmini kullandı; Asi başları kesti, kafalarla kuyu doldurdu.18.Asırda ise, bir adım daha ileri gidilerek hükümet müesseselerinde bazı ıslahat yapıldı.19.Asırda, halka inilerek, bizzat cemiyet hayatının bünyesinde, lakin hemen hepsi de şekle bağlı gelişmelerle, inkılaplara başvuruldu.20.Asır,aynı çalışma tarzını tekrarladı...

- Önsöz- syf. 11

''İçimden şu zalim şüpheyi kaldır
Ya sen gel ya beni oraya aldır''

İsmet Özel

Cahit Zarifoğlu

ANILAR DEFTERİNDE GÜL YAPRAĞI

Anılar Defterinde Gül Yaprağı
Gibi Unutuldum Kurudum
Başıma Düştü Sevda Ağı
Bir Başıma Tenhalarda Kahroldum.
Sen Kimbilir Rüzgarlı Eteklerinle Kimbilir
Hangi İklimdesin
Ben Sensiz Bu Sessizlikle
Deliler Gibiyim
Sensiz Bu Sessizlikle.

Ayrılıkla Başım Belada
Gözlerini Çevir Gözlerime

Yoksa Ben
Sensiz Bu Sessizlikle
Deli Gibiyim
Sensiz Bu Sensizlikle.

Yeraltından Notlar – Dostoyevski

Belki de insan yalnızca refahtan değil,acıdan da aynı ölçüde hoşlanıyor.Hatta acının mutluluk kadar yararlı olduğu bile düşünülebilir.İnsanın yeri geldiğinde acıyı,tutkuya varan derecede sevdiği bir gerçektir.Bunu anlamak için insanlık tarihine bakmaya gerek yok,yaşamın ne olduğunu bilen bir insansanız kendi kendinize sorun yeter.Benim kişisel düşünceme göre,yalnızca refahı sevmenin biraz ayıp yanı bile vardır.İyi mi kötü mü olduğunu bilmem ama bazen bir şeyleri kırıp dökmenin bile kendine özgü bir tadı olabiliyor.Bu açıdan,ben ne yalnız başına refahı,ne de yalnız başına acıyı yeğlerim.Acı,kuşku demektir,yadsıma demektir.Bununla birlikte insan gerçek acıyı tatmak istediğinden,çevresinde bir kargaşa yaratmak,yok etmek,dağıtmak hevesinden asla kendisini uzaklaştıramaz.Bizim manevi varlığımızın biricik kaynağı acı değil mi?